Uyku Yok, Anı Var!

Bir Kase Yoğurt ve İki Çocukla Evrenin Kuralları Gibi

Selam sevgili okuyucularım. Eğer bu yazıyı okuyorsanız, büyük ihtimalle benim gibi sürekli bir şeylerin "ne zaman olacağını" tahmin etmeye çalışan, ama her seferinde gerçek hayatın oyununa yenilen biriyle karşı karşıyasınızdır. Benim için bu hafta da tam olarak böyle bir dönemdi. O akademik, derinlemesine modellere gömülmüş kavramlardan uzaklaşıp, mutfak kaosu ile yüzleşmek zorunda kaldım.

Biliyorsunuz, ikinci çocuğumuzla birlikte bu evdeki ritim artık bir bale gösterisinden ziyade, daha çok yüksek enerjili bir fizik deneyine benziyor. Her şeyin bir sebebi var, değil mi? Sanki evimizdeki her an, benim o karmaşık denklemlerime girdiğimiz bir laboratuvar gibi. Ama bu seferki deney malzememiz, ne ağır diferansiyel denklemler ne de Arduino sensörleriydi; mesele sadece iki tane hiperaktif minik insan ve koca bir kase yoğurt.

Beklenmedik Entegrasyonlar

Sabah o kaosu sürerken, tam da bahsetmek istediğim noktaya geldim. Yoğurtla ilgili bir durum vardı. Artık biliyorsunuz, organik yoğurt yapmanın o ritüelini seviyorum; sabırla beklemek, her şeyin kendi haline bırakılması... Ama çocuklarla bu bekleyiş bambaşka bir boyuta taşınıyor.

Öğleden sonra böyle kritik bir an yaşandı. Bir yandan yoğurda neden bu kadar hızlı maya tutamadığını düşünürken (ki bu benim için küçük bir sürecin kontrol edilemezliği üzerine düşündüğüm anlardan biri), diğer yandan ikisi de yere serilmiş oyun hamurlarıyla resim yapıyorlardı. O an gözüm takıldı bir şeye: Kurdukları o bilinçsiz kompozisyonlara.

Bu, benim mühendislik zihnimle karşılaştığım en doğal "rastgele veriye" benziyordu. Bir tarafımda, maya kültürünün sıcaklık değişimlerinin sürece etkilerini analiz ederken; diğer tarafta iki küçük elin, dünyanın tüm karmaşasını o hamurun içine döktüğünü görüyordum. Benim için her şeyin bir girdi ve bu girdilerin öngörülebilir veya öngörülemez bir çıktısı vardır. Ama annelik, çıktının güzelliğini sadece sürecin bilinçsizce devam etmesine izin vermekle başlıyor.

Kaosun Uyumu

Bazen düşünüyorum da, bu annelik hali, en mükemmel stokastik sistemin ta kendisi değil mi? Kontrol etmeye çalıştıkça parçalanan, ama olduğu gibi kabul ettiğinde bambaşka bir uyum yakalayan. Benim teorik modellerimde her değişkeni kaydetmeye çalışırken, burada sadece filtreleme yapıyorum. Fazlalığı atıyor, enerjiyi dağıtıyor ve geriye kalan o saf, spontane anı görüyorum.

O kaşıkla yoğurdu karıştırırken hissettiğim o hafif direnç, çocukların oyunundan gelen o beklenmedik ses tonuyla birleştiğinde; sanki evrenin tüm küçük parçacıklarının o anki durumunu yaşıyorduk. Her şey tam olarak beklenmedik gibiydi, ama aslında her parçası kendi küçük fizik yasasına göre oradaydı.

Sanırım bu, benim "yanlış" dediğim kontrolü bırakma eyleminin ruhani karşılığı. Her şeyin bir akümülasyonundan doğduğu gibi, her anın da önceki tüm sesler, kokular ve hareketlerle oluştuğunu kabul etmek lazım. Ve bu süreçte en büyük verimliğimi buluyorum sanırım: sevgiyle kaydetmekte.

Sizin bu "rastgele" anlarınız neler oluyor bu günlerde? Bir deneyiminiz var mı paylaşmak istediğiniz? Ben mutfağın o büyülü, öngörülemez deney tüpleriyle dolu!