Kusursuz Olmayan Bir Anne Olmanın 5 Adımı (Ve Bu Süreçte Kahveye İhtiyaç Duyduğunuz Anlar)
Merhaba sevgili okuyucularım ve bu sabah kahvesini pencere kenarında içmeye çalışan diğer savaşçılar!
Bu blogun adı bile sanki bir tür teslimiyet yemini gibi değil mi? "Uyku Yok, Anı Var!" demişim. Ve biliyor musunuz, bu benim hayat felsefem oldu artık. İkinci çocuğumuzla kurduğumuz bu kaosu, bazen komik bir tiyatro sahnesi gibi görüyorum ben. Bazen de bu kaosu yönetmeye çalışırken, sanki bir bilim kurgu filminin merkezindeyim gibiyim. Anneliğin o "mükemmel karede yaşama" baskısı beni buralara gelmeye zorluyor. Çünkü benim için gerçeklik, kusurlu olan o seslerle dolu, kıyafetler yerde uykuda yatmış hali.
Her şeyi bir kural gibi algıladığımda çökmüş oluyorum sanırım. Bu yüzden, bu yazıda benim "başarısızlıkla sonuçlanan ama yine de devam eden" anlarımdan yola çıkarak, eğer siz de mükemmeliyetçilik tuzağına düştüyseniz, kendinizi biraz rahatlatacak bir yol haritası sunacağım. Ama bilin bakalım, bu benim kişisel kurtuluş reçetem; kesin bilimsel bir makale değil, sadece Ankara’da çamaşırla uğraşan bu anneanneden alınmış bir tecrübe notu.
Mükemmeliyetçilikle Barışma Sanatı (Benim Uyguladığım Versiyon)
Bakın, ben de ilk denemelerde süper anne rolünü oynamaya çalışmışım. O mükemmel, her şeyi bilen, düzenli olan anne imajını yaratmaya çalışmışım. Sonra gerçek hayatla karşılaşınca, o imaj toz oluyor ve geriye sadece biz kalıyoruz: Dağınık saçlı, yere düşmüş bir mama sandalyesi ve bitmeyen sesler. İşte o noktada bu adımlar devreye giriyor:
1. "Yapılacaklar Listesi"ni Silin, "Bugün Kurtardıklarımız" Listesini Yapın: Eskiden benim listem hep uzay boşluğuydu: "Oda temizlendi," "yemekler organize edildi," "oyuncaklar sınıflandırıldı." Şimdi ise liste çok daha minimal. Bugün yeğenimle birlikte yere serdiğimiz halı üzerinde yaşadığımız o büyük dramatik oyunun ardından, en azından o oyunu oynadık bilgisini kaydetmek yeterli. Bütün gün süper kahramanlık yapmadığınız günler olacak, kabul edin.
2. Bazen Araçlarınızın Ucuz Olmasına İzin Verin: Bir keresinde, yeni aldığım o organik muffin tarifini denedim. Beklentimle alakası yoktu; sanki bir önceki gezegenin yiyeceği gibiydi. Birkaç lokma alındı, doğal olarak reddedildi ve çöpe gitti. Eğer her denemede Michelin yıldızı bekliyorsanız, hayal kırıklığı kaçınılmaz. Hayır, bu akşam yemeği mükemmel değildi ama ailenin birbirine sarıldığı bir anı vardı. Bu, başarı sayılır benim için.
3. Ritüelleri Basitleştirin (Ve Esnetin): Bizim akşam rutinimiz vardı: Kitap okuma, sakinleştirici müzik ve uykuya dalış. Ama sonra ne oldu? Kitap okumak yerine, ikimiz de o günkü oyuncağın bir sonraki evrimini tartışırken uykuya yattık. Hiç sorun değil! Rutinler, birer iskelet gibidir; üzerine ne inşa ettiğiniz tamamen size kalmış. Önemli olan o iskeletin varlığı, dolgu malzemesi değil.
4. "Benimle Bir Şey Olmadı" Anını Kabul Edin: En zor kısmı bu sanırım. Bazen bütün gün boyunca kafamda dönen tek şey, "Ya bunu daha iyi yapsaydım?" oluyor. İşte o an geldiğinde, derin bir nefes alın ve bilin ki, siz şu an buradasınız. O kaosta bile sevgiyle dolu bir kare yarattınız. Bu, üretkenlik değil; bu var olma hali.
5. Kahveyi Kendinize Ayırın: Ve sevgili okuyucularım, bu maceranın ortasında kendinize ayırdığınız beş dakikayı asla küçümsemeyin. O kafeinle demlenen, sadece sizin dinlediğiniz o sessizlik; dünyadaki en değerli, en üretken eylemdir.
Dolayısıyla sevgili okuyucularım, eğer bugün masa üstünüzdeki o organik muffinleriniz beklediğiniz gibi değilse veya odanın ortasında yaşanılan macera bitmediyse, bırakın gitsin. Çünkü bu yolculuk mükemmel bir gösteri değil; bu, sevgiyle sürüklenen, bazen çok komik olan, bir anne ve iki çocuğun günlük belgeseli. Ve ben bu belgenin her karesine aşığım.
Hepinize sabırla dolu, kahveyle yaşayan günler dilerim! ❤️