Uyku Yok, Anı Var!

Sabahın O Tuhaf Ritüelleri ve Kaosun Sanatı

Merhaba sevgili okuyucularım ve bu küçük çılgınlığa katılan tüm ruhlar!

Bu bloğa yazmayı, yani bir anne olarak "özel bir içerik üretmeyi" benim için bazen en büyük meydan okuma oluyor. Çünkü hayat dediğin şey, ne kadar mükemmel bir senaryo gibi göründüğünü düşünürsek, oysa arka planda öyle komik ve dayanılmaz bir kurgu dönüyor oluyor. Özellikle ikinci çocuğumuzla birlikte bu "olgunlaşma" sürecine girdiğimizde, her günümüz bir sonraki bölümü için sürprizlerle dolu bir diziye dönüştü. Ve ben, bu dizinin hem izleyicisi hem de tüm o beklenmedik aksiyonların başrol oyuncusuyum sanırım.

Sabahın Sessiz Çığlıkları

Hatırlar mısınız, ilk çocuk geldiğinde her şey sanki o mükemmel, huzurlu karelerde geçiyordu. Sabah kahvesiyle birlikte kurulan minimalist dinginlik... İyi de, o kareler vardı ya, onlar sadece iyi ışıklandırılmış anlardı. Gerçek sabahlar mı? Ah, gerçek sabahlar bambaşka bir gezegen gibi.

Saat altıda kalkıyorum ben. Alarm yok, sizi uyandıran şey küçük insan vücudunun çıkardığı o ince, ama kararlılıkla "bir şeye ihtiyacım var" mesajı. Bu mesaja uyarak mutfağa geçiyorum. Burası bizim savaş meydanımız, sevgili okuyucularım. Çünkü o an itibarıyla ben sadece kahve demleyen bir ev hanımı değilim; aynı zamanda vücut ısısını ayarlayan, beslenme takibini yapan ve ulaşılmaması gereken her türlü görev için ilk savunma hattıyım.

Örneğin, dün sabah yaşadığımız bir olayı anlatmalıyım. Kış gelmeden önce hep o baharatlı, doyurucu sabah ekmeklerini yapmaya çalışıyorum. Karışımı kaptım, fırına verdim. Sanki kaderimizle bir anlaşma yapmışız gibi bekledim. Kapıyı açtım ve karşılaştığım manzara... Sanki minik bir tüy topları gibi dağılmış, üzerinde garip desenler olan ve benim tarifimde kesinlikle geçmeyen renkli toz bulutları. Çocukların oyun sırasında ortaya çıkardığı, doğanın bize sunduğu o "ben bilmiyorum ama merak ediyorum" denen elementler bunlar. Onlarla geçen her an, bilinmeyen bir kimya deneyi gibi.

Kaosun Altın Dokunuşu

Bunlar benim en sevdiğim kısımları oluyor da, bu kaosu yönetmeyi öğrendikçe o an çok daha değerli. O dağılmış baharatlar, sanki çocukların ruh halini yansıtıyordu; bazen tam kontrol altında olan bir dinginlik, çoğu zaman ise "ne oluyor ya?" dedirten bir spontanite.

Bazen düşünüyorum da, bu anne olma hali tam olarak budur sanki: Kontrolü bırakmak ve sürece teslim olmak. Mükemmeliyetçilik denen o bataklığa girmek yerine, "Bugün bu kadar olduysa iyi" diyebilmek.

Öğleden sonraki o oyun saatleri gelince, bütün sistem yeniden devreye giriyor. Bir yandan yere serilmiş oyuncaklardan oluşan dağınık bir sanat eseri üzerinde çalışırken, diğer yandan da en karmaşık biyolojik süreçleri olan ikinci çocuğun ihtiyacını karşılıyorum. Ve bu ritüeller, ne kadar düzensiz olursa olsun, inanılmaz bir bütünlük kazanıyor. Her şey birbirine bağlı ve bu bağlantıyı kuran şey benim biraz çaresiz ama çok sevgi dolu varlığım.

Eğer siz de o ritmik koşturmaca içindeyseniz, eğer sizin de sabahlarınız bir bilim kurgu filminin setine benziyorsa bilin ki yalnız değilsiniz. Kahvenizi alın, dağılmış olanı kabul edin ve o küçük mucizenin tadını çıkarın. Çünkü bu günler geçecek ama geride kalan hikaye bambaşka bir güzellikte olacak. Belki de o toz bulutları, en lezzetli anımızdı.