Uyku Yok, Anı Var!

#aileritüelleri

Kaos Değil, Bizim Kusursuz Senfonimiz Bu! 🎶

Selam sevgili okuyucularım ve bu büyük maceranın diğer ucundaki eşsiz yol arkadaşım!

Uyku yok, ama anılar dolu. İşte benim şu anki durumu özetlemesi bu olsa gerek. Eğer siz de benim gibi ikinci çocuğumla birlikte bu 'tam zamanlı anne' rolünü üstlenmişseniz, o son birkaç aydaki yaşam döngümüzü bir performans sanatı gibi yaşamak zorunda kaldığımızı hissediyorsunuzdur. Bir yandan en sevdiğim organik sebzelerle mükemmel bir akşam yemeği yetiştirme telaşı varken, diğer yandan da yerde sürünerek yaptığımız o bilinmeyen bebek egzersizlerinin tam ortasındayız. Sanki hayat, iki çocuk arasındaki bu organik dansın temposuna ayak uydurmaya çalışıyor. Ve biliyor musunuz, ayak uyduruyoruz! Ya da en azından biz öyle inanıyoruz.

Sabahın Sessizliğinden Öğlenin Büyük Operasına...

Sabahlar bazen çok kısa süren, neredeyse kutsal molalar oluyor. Diğer yandan da o mucizevi enerji patlamasıyla karşılaşıyoruz ki, sanki vücudumuzun tüm biyolojik saatleri resetlenmiş gibi oluyor. Bizim ritüelimiz bu: Sabahın erken saatlerinde benim meditasyonum (yani çamaşırları katlama eylemim) ile çocuğun sabah enerjisine uyum sağlama çabası.

Geçen hafta böyle bir şey yaşandı ki, tam öğleden sonraki o büyük 'oyun seansı'na hazırlanıyorduk. Her şey yolundaydı, öğle yemeği malzemeleri hazır, ben de o gün için yeni bulduğum bir bebek motorik aktivitesi tarifini gözden geçiriyordum. Tam o sırada, her iki küçük insan da birden aynı anda 'EN ÖNEMLİ NOKTAYIZ' sinyalini verdi. Bir mucizevi koreografi gibi, anında tüm dikkatimiz onlara kaydı ve mutfak tezgahı, kısa sürede bir araştırma laboratuvarına dönüştü. O kaosu yönetmekle geçirdiğimiz o 15 dakikalık süreç, bazen dünyanın en büyük başarı öyküsü oluyor.

Ritüellerin Gücü ve O Küçük Zaferler

Bu koşturmacanın ortasında, benim için en değerli şey sürdürülebilirlik ve ritüeller. Bu sadece temizlik veya yemek pişirmekla ilgili değil; bu, kaosu sevgiyle çerçevelemekle ilgili. Benim ailemizin şu anki küçük mucizeleri arasında bunlardan biri var: Akşamüstü okuma saati.

Bizim çocuklarımız artık kelimelerin her birini mükemmel takip etmiyorlar belki ama benim ses tonumun ritmini, sayfaların kokusunu ve o sakinleşme anını alıyorlar. İşte bu anlar, günün tüm gürültüsünü temizleyen o sihirli butona basmaya benziyor.

Bir diğer küçük zaferimiz de var: Bazen üçümüz bir arada, yere serilmiş halılar üzerinde kurduğumuz geçici kale. O kalenin mimarisi kusursuz değil, duvarları her yere düşüyor ve içerideki malzemeler (genellikle kuru fasulye ya da artık sebze artıklarıdır) biraz uçuşuyor olabilir. Ama o an, dünyanın en mükemmel mimari projesi gibi geliyor kulağıma. Çünkü orada üç farklı yaşam ritmi, birbiriyle uyum içinde çalışıyor diyebilirim.

Evet, yorgunluk var. Çok yoğun ve bazen 'Bu benim hayatım mı?' diyeceğin anlar oluyor. Ama sonra gözlerinin içine baktığımda, o yüzdeki saf merakı gördüğümde ya da benim yetiştirdiğim o malzemelerle hazırladığımız ekmeğin onların en sevdiği koku olduğunu duyduğumda; bütün o kaosa rağmen, "Evet, bu bizim senfonimiz," diyorum. Ve biliyor musunuz, çalınan her notasının yeri ayrı ve hepsi inanılmaz güzel. ❤️