Uyku Yok, Anı Var!

#kaosa-aşkla-bakmak

Kaosun İçindeki O Kusursuz Senfoni: Bizim Küçük Mucizemiz

Merhaba sevgili okuyucularım! Uyku Yok, Anı Var!'ın bu köşesine hoş geldiniz.

Bazen düşünüyorum da, dışarıdan bakan biri bizim evimize girdiğinde muhtemelen önce bir nefes bile alamayacaktır. Gözlerini kapattığımda zihnimde canlanan manzara, sizin o Instagram’daki kusursuz karelerinizle değil; yerde oyun hamurundan yapılmış uzay gemilerine sarılmış, üç yaşına yeni basmış oğlumun ayak sesleriyle değil; bulaşık makinesinden gelen o tiz uğultuyla başlamıyor. Bizim hayatımız, öylesine canlı, sesli ve bazen de kokuyla dolu bir opera sahnesine benziyor. Ve bu kaosa, gerçekten aşık oldum sanırım.

İkinci çocuğumuzla birlikte kurduğumuz bu ritim, ne yazık ki mükemmel bir çizelgeye uymuyor. Bizim günler, doğanın kendi akışına teslim olmuş gibi. Bir an organik mercimek çorbası kokusuyla uyanıyoruz, diğer an ise evin her yerinde dağılmış boya kalemleriyle sabahın telaşına giriyoruz. Her şey birbirine karışık ama tanıdık geliyor bu karmaşa benim için.

Olanların Büyüsü: Küçük Ritüellerimiz

Bazen düşünüyorum da, biz anne babalar neyi bu kadar kutsal sayıyoruz? Benim için kutsal olanlar, o devasa, süslü anne olma kavramları değil; en sıradan görünen küçük anlar. İşte bu yüzden çocukla oyun üretmek benim için bir zorunluluk, bir meditasyon gibi.

Geçen hafta yine böyle bir döngü yaşadık. Yeni bir sürüngen oyuncağı ortaya çıkmıştı ve oğlum onu sanki binlerce yıllık sırrı çözmüş gibi incelemeye başlamıştı. Ben de doğal malzemelerden yaptığım, üzerine bolca çörek otu serpilmiş ekmek toplarını da bu ‘sürüngenler’ olarak kabul edip oyunun içine dahil ettim. Sonuç mu? Birkaç saat süren, bilinmeyen bir gezegendeki medeniyetler arası diplomatik görüşmeler! Bizim için basit bir oyun hamuru kilesi, onun için ise hayat memat meselesiydi. Bu tutku, bu teslimiyet beni hem yoruyor hem de inanılmaz besliyor sanki.

Gerçekçi olmak lazım. Bazen iki saat boyunca aynı şeyi tekrar etmek gerekiyor: "Hayır, bunu buraya koymayız," deyip aynı anda karşımdaki büyük bir jestle bunu kabul etmek. Bu, sabır denen o soyut kavramın en somut sınavı galiba. Ama sonra o an geliyor ki, tüm bu dirençler eriyor ve sadece gülüyor oluyorsunuz. Çünkü biliyorsunuz ki, en değerli şey bu küçük çarpışmalardan doğuyor.

Herkesin Farklı Bir Senfonisi Var

Sanırım herkesin aile yaşamını dışarıdan izleyen biri vardır. O kişi, bizim kaotik mutfağımızı görseydi belki de "Bunlar ne yapıyor?" diye sorardı. Ama biz biliyoruz ki bu, bir kaos değil; bizim özel ses frekansımız.

Bu sayfada okuyucularımın da kendi "o anlarını" yaşaması gerektiğini düşünüyorum. O mükemmeliyetçilik baskısını bir kenara bırakın. Kirli bulaşıklar, yerde dağılmış oyuncaklar, ertelenmiş o mükemmel tarif... Bunların hepsi bu maceranın bir parçası. Benim için önemli olan, akşam eve geldiğimizde her şeyin mükemmel olması değil; o gün yaşanmış tüm bu küçük çatlakların, inişlerin ve beklenmedik yükselişlerin bir sonraki gün için dayanıklılık inşa etmiş olması.

Şimdi ben gidip, o gezegenimizdeki diplomatik görüşmelerin ardından gelmiş olan çay partimizi kuruyorum. Siz de kendi küçük kaotik mucizelerinizin tadını çıkarın. Belki yarın, sizin komik bir anınız benim gözümle yine en samimi haliyle karşınıza çıkar.

Sevgiyle ve bolca kaotik enerjiyle kalın!