Uyku Yok, Anı Var!

#günlükhayat

Kahvaltılık Tozla Bitmeyen Olaylar ve Kaosun Sanatı

Selam sevgili kaosu kucaklayan okurlar!

Bugün size süslü bir tarif ya da kusursuz bir yaşam koçluğu örneği sunmayacağım. Çünkü benim hayatım, üzerinde gördüğünüz gibi, tam olarak o kısımda geçiyor: Kahvaltılık tozla başlayan, öğle uykusu kuran bir bebek ve ardından gelen "Acaba bu akşam yemeğine ne pişirsek?" paniği arasında sıkışmış durumda. Eğer siz de benim gibi, mutfak tezgahının üstündeki her şeyin bir sonraki dramatik olay örgüsünün başlangıcı olduğuna inanıyorsanız, doğru yerdesiniz demektir.

Sabah Ritüeli: Bir Operasyon Gibi

Ankara’nın o kendine has sakinliğinin tam ortasında, bizim evimizde operasyonlar genellikle sabahın erken saatlerinde başlıyor. Diğer anne babalar belki filtre kahvelerini yudumlarken, benim kahvemi hazırlama sürecim zaten "Alarm verilmiştir, göreve geçiliyor" modunda başlıyor.

İkinci çocuğumla olan bu maceranın komik yanı da, tüm vücudumuzun sanki bir yürüyüş bandındaymış gibi sürekli hareket halinde olması. Örneğin, dün sabah böyle bir şey oldu: Karar veriyorum ki bugün biraz daha sağlıklı olacağız. Marketten aldığım o taze yeşillikleri doğramaya başladım. O sırada bebek, sanki bu sebzelerin onunla doğal bir bağ kurmasını bekliyormuş gibi, ulaşabileceği en yakın yere düşürdü. Sonuç mu? Havuç rende ile ıspanak karışımıyla göz göze geldim, sanki vücut dengesini kurmaya çalışıyormuşuz gibi. O an düşündüm ki, annelik dediğin şey, yeşillik sosuyla uğraşan bir şeflik mi yoksa sadece bu kaosu sevgiyle izleyen bir bilge olmak mı? Tahminimce ikisi birden.

Bilinmezliklerle Dolu Öğle Araları

Kahvaltılarımız çoğu zaman birer araştırma gezisi. Bir gün mükemmel oldu, sanki tüm besin değerlerini hesaplayarak o tarifi yaratmışım gibi hissediyorum. Ertesi gün ise, "Acaba bugün buzdolabında kalan o garip kokulu şey neydi acaba?" diye geçiriyorum.

Organik gıdalara olan düşkünlüğümle, her şeyi mümkün olduğunca doğal tutmaya çalışıyorum. Bu da demek oluyor ki, bazen o küçük ekşi maya ekmeği bile benim için bir macera. Mayalanma süresi, hamurun o garip dokusu... Bunların hepsi, tıpkı bir bebek ağlaması gibi öngörülemez ve bazen de mükemmel oluyor.

Akşam yemeği hazırlığına gelince; oyuncağını alıp getiriyor, beni bir sonraki yaratıcı blok kulesinin mimarı olarak görüyor. Ben de onu hayata geçiriyorum. Bu, sadece yemek yapmak değil; aynı zamanda bir çeşit uygulamalı fizik ve kimya dersi.

Bu döngüye rağmen, bu koşuşturmanın ortasında bir anda gelen o dinginlik var ya... Bebeğin uyuyakalmasıyla mutfakta kalan sessizlik. O an, doğranmış sebzelerin kokusu yerine, huzurun kokusunu alıyorum. İşte o anlarda diyorum ki: Evet, yorgunum ama bu karmaşık, sesli ve bazen de mutfak tezgahına dağılmış kaos... buna gerçekten aşığım.

Sizin bugün sizi en çok gülümseten, sonra da sinirlendiren küçük mucizeniz neydi? Yorumlarda buluşalım! Belki de benim yarınki menüm, sizin buzdolabınızdaki o gizemli malzemeyle kurtulur. Hadi bakalım, sürprizler bizi bekliyor!