Uyku Yok, Anı Var!

#geçmişevedalaşma

O Küçük Bana Birkaç Söz: İyi ki Yolculuk Bu Biçimdeymiş

Sevgili Genç Ben, oysa ne kadar da acele ediyorduk her şeyi düzene sokmaya.

Şimdi buradayım, Ankara’ın o kendine has tozlu ama bir yandan da huzurlu kokusunu içime çekiyorum. İkinci çocuğumla kurduğumuz bu kaosu izlerken, sana yazıyorum aslında. Bu satırlar benim için sadece bir günlük tutma değil; aynı zamanda geçmişteki o mükemmeliyetçi, her şeyi kontrol etmeye çalışan ruhumuza bir veda mektubu.

Hatırlarım o günleri. Her detayın olması gerektiği gibi olması gerektiğini düşünürdük. Pişirdiğim organik brokoli buharı bile mükemmel yükselmeliydi, oyuncağımızın en ufak bir parçası bile yerli yerinde olmalıydı. Sanki hayat, kusursuzca ayarlanmış bir laboratuvar deneyine benziyordu. Ve biz, o deneyi en mükemmel sonucu verecek şekilde yönetmeye çalışıyorduk.

Dur bir dakika, genç ben. Bırak o mükemmeliyetçilik balonunu biraz sönmeye sürsün artık.

Oysa hayat, bir denize benziyor; bazen durgun, bazen de beklenmedik bir rüzgarla tüm kıyıları yıkıp geçiyor. Ve sen, o küçük mucizelere karşı direnç gösteriyordun. "Burada bir plan olmalı," derdin sürekli.

Ama inan bana, en güzel şeyler o planlanmamış olanlar çıkıyor. Mesela bu sabah tam da böyle bir şey oldu. Sabahın erken saatleri, herkesin uyuduğu o dinginlikte değiliz artık. Bizim ritmimiz, sesli çığlıklar, mama biberonuyla olan o büyük müzakereler ve yere düşüp sonra tekrar oyuncağınla tanışan küçük bedenlerle kurulu. Sanki hayatın kendisi, bir sonraki oyuncağın nerede olduğuna dair komedi gösterisi gibi. Ve sen bu göze çarpan kusurlarla dans etmeyi öğreniyorsun.

Öyle ki, bazen o çocukluk hayallerindeki düzenli çizelgelerimle karşılaştırınca kendime kahkaha atıyorum. Oysa o karmaşa, benim için şimdi en organik, en gerçek olan şey. Bütün bu koşuşturma, bütün bu öngörülemez sesler; bunlar aslında benim o en saf halim. Bir anne olmanın, bir ev hanımının bu ritüellere tutunmanın verdiği o garip ama tarifsiz tatmin var ya, işte bu.

Eğer şimdi geriye bakıp o genç ruhu görsem, ona sadece şunu söylerdim: "Acele etme. Her şey olması gerektiği gibi olmayacak ve bu harika."

O anlarda düşündüğüm o büyük resimler, belki de sadece bu küçük, tanıdık kaotik karelerin bir toplamıdır. Ve sen, o kareleri sevmenin yolunu zaten bulmuşsun. Sadece farkına varmaya ihtiyacın var.

Şimdi gidip, çamurlu ellerimle yeni bir oyun kuracağım. Ve bu sefer bilinçli olarak en ufak detayın bile mükemmel olmak zorunda olmadığını biliyorum. Bu yeterli. Her şey bu kadar basit ve her şey bu kadar güzel.