Her Şeyin Bir Nedeni Olmalı" Mitini Yıkıyoruz: Anne Olmak Bir Kaos Sanatı
"Her şeyin bir sebebi olmalı." Bu cümleyi duyduğunuzda içinizde ne belirir? Genellikle mükemmel bir döngü, özenle kurulmuş bir mekanizma ya da bilinçli bir eylem zinciri. Her şeyin, Domino etkisiyle olması gerektiği yere düşmüş gibi kusursuz bir mantığı vardır.
Benim hayatım ise bu büyük, mükemmel mekaniklerin kurduğu düzene hiçbir zaman uymadı. Benim yaşam kalitem ise, bu büyük ‘neden’ sorusunun cevabını sürekli olarak erteleyen bir kaosun tam ortasında bulunuyor. İkinci çocuğumla birlikte kurduğumuz bu dinamik, bazen bir bilim kurgu filmi gibi geliyor insana. Ve ben, bu kaosu sevgiyle izleyen seyirci değilim; ben o kaosun ortasında, her şeyi kucaklayan bir parçasıyım.
Geçen hafta tam da bu konuyu düşünüyordum. Sabah oluyor, güneş ışıkları odanın girintili çıkıntılı köşelerine vuruyor ve ben kendime soruyorum: "Bu sabah bu kadar dağınıklığın, bu telaşın, bu beklenmedik uykusuzluğun sebebi ne?" Mantık devreye giriyor ve bir sebep istiyor. "Anne, neden bu kadar dağınık görünüyoruz?" diye soruyor benim iç sesim.
İşte burada, bu 'sebep arama' alışkanlığımızın bizi kör ettiğini fark ediyorum. Çünkü annelik, ya da benim şu anki ev hayatımın ritmi, bir neden-sonuç ilişkisiyle çalışmıyor. O, daha çok bir olayın doğal akışı.
Geçen gün kontrol etmeye çalıştığımız o mükemmel ritüeller vardı ya? Organik malzemeleri doğramak, bebeğin yeni takıntılı olduğu oyuncağı bulmak, akşam yemeği için beklenmedik bir tarifi denemek... Bunların hepsi benim kurduğum 'planlar'dı. Ama plan, o anki gerçeklikle çarpıştığında, kurallar toz oluyor.
Mesela dün öğleden sonra yaşadığımız o anı hatırlıyorum. Yemek yapmaya başlamıştık, her şey yolundaydı sanki. Tam o sırada küçük mucizemiz (o benim ikinci çocuğum), beklenmedik bir karar vermiş ve tüm mutfak maceramızı kendi oyun alanına taşımış. Unutulmuş bütün malzemeler yere düşmüş, un havada dans ediyor, biz de bu yeni, beklenmedik sahneye adapte olmaya çalışıyorduk.
Ve ilk tepkim ne oldu dersiniz? "Hayır, bu dağınık bir görüntü yaratacak," diye düşünmek mi? Hayır. Benim tepkim oldu: "Tamamdır, şimdi bu yeni gösterinin parçası olmalıyız."
İşte benim vardığım nokta burası: Bazı güzellikler, sebeplendirilmez. Onlar sadece var olur. Tıpkı bir bulutun gökyüzünde belirmesi gibi, ya da o anki ruh halimizin buna uyum sağlaması gibi. Bizler bu kaosu düzene sokmaya çalışırken kendimizi baskı altında hissediyoruz. Ama belki de o anlık kaotik dans, bize kurduğumuz tüm yapıların ne kadar da kırılgan ve aynı zamanda ne kadar da dirençli olduğunu gösteriyor.
Bu yüzden, bir dahaki sefere her şeyin bir sebebi olup olmadığını sorguladığımda, cevap büyük ihtimalle çok daha basit: "Sebep yoktu. Ve bu mükemmeldi." Bu, hem inanılmaz derecede özgürleştirici hem de beni tamamen teslimiyet gerektiren bir bilinç hali. Ve biliyorum ki, bu tesadüfler silsilesi içinde en güzel mucizeler gizli.