Uyku Yok, Anı Var!

#kaosu_sevmek

Her Şeyin Bir Amacı Olmalı" Mitini Çökertiyoruz: Kaosun Kendi Ritmi Var

Ev hanımı olmanın altıncı yılında, iki çocukla yaşamanın üçüncü dönemecindeyiz sanırım. Ya da belki de bu sabah uyanıp gelen 38. dönemeciyizdir. Önemli değil, ritim bu artık. Benim için her şey bir "amaç" bulma zorunluluğuyla geliyor yaşıtlarımdan gelen o mükemmeliyetçi sesler... Her şeyin bir sebebi olmalı, her aksaklığın bile derin bir felsefi temeli olmalı algısı.

İşte bu yazıda, uzun süredir inandığım ve muhtemelen benim de bilinçaltımda kurduğum o büyük yanılgıyı yıktım: "Her rastlantısal olay, bir Büyük Planın parçası olmak zorundadır." Ve size söylüyorum ki sevgili okuyucularım, bu bir mit. İnançla bırakın gitsin o mükemmeliyetçi beklentiyi.

Bizim evimiz, Ankara’daki küçük dairemiz, bir laboratuvardan çok daha karmaşık bir ekosisteme benziyor. Ve bu ekosistem, kusursuzluğun en büyük düşmanı olan rastgelelik üzerine kurulu.

Sabah Kaosu ve Büyük Plan Yok

Geçen hafta yaşadığımız bir olayı anlatmalıyım. Sabah 7:00'de uyandık, sanki bu saatte her şeyin mükemmel bir senaryoya uyması gerekiyormuş gibi. Ben kahvaltılıkları hazırlıyorum; oğlum, o en sevdiği ama aynı zamanda en büyük kaosa neden olan yeşil brokoliye burnunu sokmuş durumda. Kızım ise tam o kritik anda, en sevdiği oyuncağını (biraz da çiğnemeye meyilli bir oyuncak ayı) bulamadığını söyleyip ağlamaya başlamış.

Eğer bu durumu bir çizgi roman yazarı gibi yaşıyor olsaydık, "Bu olay, ileride yaşayacağımız büyük bir maceranın habercisiydi" diye yorumlardık. Ama biz anne ve babayız, iki tost makinesinden çıkan buğulanan bir sıcaklık gibiyiz. Tek ihtiyacımız olan şey, o üçünden birini sakinleştirip diğerine kaşığıyla sebze egzersizi yaptırmak. Ve bu anın, yaşam döngüsündeki nihai sırrı çözme görevi yok.

Verimlilik Yanılgısı

Bazen dışarıdan bakan biri, bizim bu ‘kaos’ dediğimiz süreci görüyor ve mutlaka altında yatan bir disiplin, bir ritim olmalı diye düşünüyor. Sanki bebek sesleri, alt değişimlerinin zamanlaması ya da oyun saatlerindeki geçişler, bir mühendislik projesi gibi kusursuzca tasarlanmalıymış.

Yanlış. Eğer her şeye bir "amacı" yazmaya çalışırsanız, o anın doğal akışını kaçırırsınız.

Mesela, bütün bir öğleden sonra boyunca yere serdiğimiz o parçalanmış legolar... Eğer her parça, olması gereken büyük yapının bir sonraki katmanı olsaydı, o kadar dağınık olmazdı. Ama onlar sadece oyunun doğal yan ürünü. Birbirine karışıyorlar, birkaçını ayırıp "şu anlık bırakalım" diyebiliyoruz. Bu bir başarısızlık değil; bu, yaşamın kendisinin ara verdiğimiz noktadır.

Benim için anne olmak, büyük bir mimariyi yönetmek değil; anlık hava durumuna göre esneyebilen kumaş gibi olmak. Bazen sadece kaşığıyla bir sürü dökülen tahmini süpürmek, bazen de uyuyan çocuğun yüzündeki o geçici huzuru yakalamak zorunda kalmak... İşte bu kadar.

Her şeyin bir amacı olmalı diye baskılamak yerine, bazen bırakın gelsin. O rastgele gelmeler, o beklenmedik gürültüler... Belki de onlar, gerçeğin sadece küçük ve mükemmeliyetçi anlatılara sığmayacağını gösteren en güzel kanıttır. Ve biz, bu kaosu sevmek zorunda olan direk noktayız.